Kafam pazar yerindeki korkunç kavgayla, hastanedeki yarali Murat'la, karakolun soguk duvarlariyla, CHP'ye ve Ekrem Baskana yapilanlarla zaten darmadaginken, televizyon ekranlarina ve sosyal medya akislarina düsen son dakika haberleriyle büsbütün yikildim sevgilim. Kemal Kiliçdaroglu olayindan sonra güven duygumuzu yerle yeksan eden, bizi adeta dipsiz bir güvensizlik kuyusuna firlatan kapkara bir olay daha patladi canim çiçegim.
Daha Kiliçdaroglu'nun o gizli protokolleri, arkadan dönen siyasi pazarliklari ve bizzat içimizde yarattigi derin inanç kirilmasi yetmezmis gibi, simdi bir de bu skandal çikti ortaya. Hani su 6 Subat depremlerinde göklere çikararak, kahraman ilan ettigimiz sarkici Haluk Levent var ya canim, AHBAP Dernegi'ni kuran adam... 6 Subat depreminde devletin o hantal, o felç olmus kurumlarinin boslugunu dolduruyor diye milyonlarca insanin, can havliyle ve iyi niyetle milyarlarca lira para teslim ettigi o meshur, Izmir marsini tekrar yorumlayarak özellikle seküler kesimlerin gönlüne giren, ne kadar kandirilmaya müsait oldugumuzu yüzümüze vuran bu adama duydugum öfke de her geçen gün artiyor.
Meger o günlerde o toplanan devasa paralarin arkasinda ne kirli, ne utanç verici pazarliklar, ne büyük bir ahlaki çöküs varmis da bizim ruhumuz duymamis. Satilmis medyalar yüzünden zaten neyi dogru ögrenebiliyoruz ki bu kapkara dünyada?O dehset dolu günlerde, enkaz altindan feryatlar yükselirken, kisin ayazinda insanlar donarak can verirken bu AHBAP derneginin, toplanan o halk paralarinin bir kismiyla gidip Kizilay'dan, depremzedeler için çadir satin aldigi ortaya çikmisti.
Canim sevgilim, o gün toplumun asirlik bir yardim kurulusu olan Kizilay'a karsi duydugu o devasa öfkeyi, o dinmeyen nefreti ve hayal kirikligini hangi kelimelerle tarif etsem yetersiz kalir. Cumhuriyet'in en köklü sefkat yuvasi olmasi gereken, halkin zor gününde kaniyla, disiyle tirnagiyla büyüttügü Kizilay, depremin o en kritik, o en kanayan ilk günlerinde enkaz basindaki insanlara çadir dagitmak yerine, elindeki stoklari bir ticarethane gibi, bir holding gibi kupon arazi satar gibi parayla satmisti! Insanlar sokaklarda tir tir titrerken, cenazelerini defnedecek bir bez parçasi dahi bulamazken, Kizilay'in depolarindaki çadirlari tirlarla parayi verene sevk etmesi, bu topluma, bu millete yapilmis en büyük, en organize ihanetti.
O günlerde o basiretsiz, o liyakatsiz Kizilay yönetiminin bu holdinglesmis, kokusmus tavrina karsi halk sokaklara dökülmüs, "Kanimiz haram olsun, vergilerimiz nerede?" diye feryat etmisti. Depremzedelerin çaresizligini bir kâr kapisi olarak gören devlet güdümlü bu kurum, toplumun gözünde mesruiyetini, onurunu, asirlik sayginligini o çadir faturalarinin altinda tamamen kaybetmisti. Bizim seküler, muhalif ve vicdan sahibi kesimimiz de hakli olarak sarayin yönettigi, tarikatlarin arka bahçesine çevirdigi Kizilay'i millete ihanetle, aciyi paraya tahvil etmekle suçluyordu.
Iste tam o karanlik günlerde, devletin o çöken kurumlarina tepki duyan, bir nebze olsun temiz bir el arayan yardimseverler, Haluk Levent'i ve onun dernegini bir kurtarici, adeta bir halk kahramani ilan etmisti. Meger o günlerde göklere çikardigimiz, milli ve insani duygularimizi o sinsi dolandiriciliklarina, o kirli oyunlarina alet eden Haluk, megerse arkada bambaska bir dünyada yasayan, gözü dönmüs bir kumarbazin tekiymis canim gülüm! Ortaya çikan o son raporlar, o kirli hesap hareketleri gösteriyor ki, bu adam yillardir o popüler, yardimsever maskesinin arkasinda aslinda borç bataginda yüzen, kumar masalarinda ömrünü tüketen, insanlari dolandirmaktan defalarca hâkim karsisina çikmis, hapis cezasi almis bir bagimliymis.
Biz onu deprem bölgelerinde, toz toprak içinde insanlara as evi kurarken, çadir tasirken izledigimizi saniyorduk; oysa o, saraya ve mevcut düzene tepki duyan, bir nebze olsun muhalif bir durus sergilemek isteyen temiz insanlari, güle oynaya, sarki söyleyerek sömürüyormus.
Kafam pazar yerindeki korkunç kavgayla, hastanedeki yarali Murat'la, karakolun soguk duvarlariyla, CHP'ye ve Ekrem Baskana yapilanlarla zaten darmadaginken, televizyon ekranlarina ve sosyal medya akislarina düsen son dakika haberleriyle büsbütün yikildim sevgilim. Kemal Kiliçdaroglu olayindan sonra güven duygumuzu yerle yeksan eden, bizi adeta dipsiz bir güvensizlik kuyusuna firlatan kapkara bir olay daha patladi canim çiçegim.
Daha Kiliçdaroglu'nun o gizli protokolleri, arkadan dönen siyasi pazarliklari ve bizzat içimizde yarattigi derin inanç kirilmasi yetmezmis gibi, simdi bir de bu skandal çikti ortaya. Hani su 6 Subat depremlerinde göklere çikararak, kahraman ilan ettigimiz sarkici Haluk Levent var ya canim, AHBAP Dernegi'ni kuran adam... 6 Subat depreminde devletin o hantal, o felç olmus kurumlarinin boslugunu dolduruyor diye milyonlarca insanin, can havliyle ve iyi niyetle milyarlarca lira para teslim ettigi o meshur, Izmir marsini tekrar yorumlayarak özellikle seküler kesimlerin gönlüne giren, ne kadar kandirilmaya müsait oldugumuzu yüzümüze vuran bu adama duydugum öfke de her geçen gün artiyor.
Meger o günlerde o toplanan devasa paralarin arkasinda ne kirli, ne utanç verici pazarliklar, ne büyük bir ahlaki çöküs varmis da bizim ruhumuz duymamis. Satilmis medyalar yüzünden zaten neyi dogru ögrenebiliyoruz ki bu kapkara dünyada?O dehset dolu günlerde, enkaz altindan feryatlar yükselirken, kisin ayazinda insanlar donarak can verirken bu AHBAP derneginin, toplanan o halk paralarinin bir kismiyla gidip Kizilay'dan, depremzedeler için çadir satin aldigi ortaya çikmisti.
Canim sevgilim, o gün toplumun asirlik bir yardim kurulusu olan Kizilay'a karsi duydugu o devasa öfkeyi, o dinmeyen nefreti ve hayal kirikligini hangi kelimelerle tarif etsem yetersiz kalir. Cumhuriyet'in en köklü sefkat yuvasi olmasi gereken, halkin zor gününde kaniyla, disiyle tirnagiyla büyüttügü Kizilay, depremin o en kritik, o en kanayan ilk günlerinde enkaz basindaki insanlara çadir dagitmak yerine, elindeki stoklari bir ticarethane gibi, bir holding gibi kupon arazi satar gibi parayla satmisti! Insanlar sokaklarda tir tir titrerken, cenazelerini defnedecek bir bez parçasi dahi bulamazken, Kizilay'in depolarindaki çadirlari tirlarla parayi verene sevk etmesi, bu topluma, bu millete yapilmis en büyük, en organize ihanetti.
O günlerde o basiretsiz, o liyakatsiz Kizilay yönetiminin bu holdinglesmis, kokusmus tavrina karsi halk sokaklara dökülmüs, "Kanimiz haram olsun, vergilerimiz nerede?" diye feryat etmisti. Depremzedelerin çaresizligini bir kâr kapisi olarak gören devlet güdümlü bu kurum, toplumun gözünde mesruiyetini, onurunu, asirlik sayginligini o çadir faturalarinin altinda tamamen kaybetmisti. Bizim seküler, muhalif ve vicdan sahibi kesimimiz de hakli olarak sarayin yönettigi, tarikatlarin arka bahçesine çevirdigi Kizilay'i millete ihanetle, aciyi paraya tahvil etmekle suçluyordu.
Iste tam o karanlik günlerde, devletin o çöken kurumlarina tepki duyan, bir nebze olsun temiz bir el arayan yardimseverler, Haluk Levent'i ve onun dernegini bir kurtarici, adeta bir halk kahramani ilan etmisti. Meger o günlerde göklere çikardigimiz, milli ve insani duygularimizi o sinsi dolandiriciliklarina, o kirli oyunlarina alet eden Haluk, megerse arkada bambaska bir dünyada yasayan, gözü dönmüs bir kumarbazin tekiymis canim gülüm! Ortaya çikan o son raporlar, o kirli hesap hareketleri gösteriyor ki, bu adam yillardir o popüler, yardimsever maskesinin arkasinda aslinda borç bataginda yüzen, kumar masalarinda ömrünü tüketen, insanlari dolandirmaktan defalarca hâkim karsisina çikmis, hapis cezasi almis bir bagimliymis.
Biz onu deprem bölgelerinde, toz toprak içinde insanlara as evi kurarken, çadir tasirken izledigimizi saniyorduk; oysa o, saraya ve mevcut düzene tepki duyan, bir nebze olsun muhalif bir durus sergilemek isteyen temiz insanlari, güle oynaya, sarki söyleyerek sömürüyormus.