Gölge Koridorlar, insan ruhunun sessizlikle çevrili en karanlik odalarina bir yolculuk. Istanbul'un yorgun apartmanlarinda, eski pencerelerden süzülen los isikta sekillenen hayatlarin, birbirine degmeden yasayip tükenen hikâyelerinin romani. Cuma Bozkurt, derin psikolojik çözümlemelerle ördügü bu eserde, kayiplar, pismanliklar ve konusulamayanlarin agirligi altinda ezilen insanlarin dünyasina kapi araliyor.
Tarlabasi'nin rutubet kokulu merdivenlerinden Beyoglu'nun kalabalik caddelerine, Atlas Pasaji'nin tozlu raflarindan bir sokak müzisyeninin akordeonuna uzanan hikâyeler, okuru hem geçmisin hem de bugünün izlerini takip etmeye davet ediyor. Romanin merkezinde, birbirine yabancilasmis esler, aile içi kirilmalar, miras çatismalari ve yillardir pesinde kosulan bir melodi var. Bu melodi, hem bir umut hem de bir lanet gibi, karakterlerin kaderini belirleyen görünmez bir bag haline geliyor.
Cuma Bozkurt, akici ve etkileyici diliyle, siradan gibi görünen hayatlarin ardinda yatan derin yaralari görünür kiliyor. Karakterler, okuyucunun zihninde yasayan, nefes alan insanlar gibi; Salih Bey'in çaresizligi, Nermin Hanim'in suskunlugu, Refik Bey'in saplantili arayisi, Ayse'nin arada kalmisligi sayfalar boyunca hissediliyor. Gölge Koridorlar, kayiplarin sadece ölümlerle degil, konusulamayanlar, yarim kalan cümleler ve ertelenmis yüzlesmelerle de yasandigini gösteriyor.
Sehir, karakterlerin iç dünyasinin aynasi gibi; dar sokaklar, agir hava, los isiklar ve eski apartmanlar, romanin atmosferini güçlendiriyor. Okur, her bölümde biraz daha derinlesen bir hikâyenin içinde, sessizligin aslinda ne kadar gürültülü olabilecegini fark edecek. Bu roman, sadece bir aile drami degil; ayni zamanda zamanin, hatiralarin ve sehirlerin insanlar üzerindeki etkisine dair güçlü bir edebi taniklik.
Yaklasik 150 sayfa.
Gölge Koridorlar, insan ruhunun sessizlikle çevrili en karanlik odalarina bir yolculuk. Istanbul'un yorgun apartmanlarinda, eski pencerelerden süzülen los isikta sekillenen hayatlarin, birbirine degmeden yasayip tükenen hikâyelerinin romani. Cuma Bozkurt, derin psikolojik çözümlemelerle ördügü bu eserde, kayiplar, pismanliklar ve konusulamayanlarin agirligi altinda ezilen insanlarin dünyasina kapi araliyor.
Tarlabasi'nin rutubet kokulu merdivenlerinden Beyoglu'nun kalabalik caddelerine, Atlas Pasaji'nin tozlu raflarindan bir sokak müzisyeninin akordeonuna uzanan hikâyeler, okuru hem geçmisin hem de bugünün izlerini takip etmeye davet ediyor. Romanin merkezinde, birbirine yabancilasmis esler, aile içi kirilmalar, miras çatismalari ve yillardir pesinde kosulan bir melodi var. Bu melodi, hem bir umut hem de bir lanet gibi, karakterlerin kaderini belirleyen görünmez bir bag haline geliyor.
Cuma Bozkurt, akici ve etkileyici diliyle, siradan gibi görünen hayatlarin ardinda yatan derin yaralari görünür kiliyor. Karakterler, okuyucunun zihninde yasayan, nefes alan insanlar gibi; Salih Bey'in çaresizligi, Nermin Hanim'in suskunlugu, Refik Bey'in saplantili arayisi, Ayse'nin arada kalmisligi sayfalar boyunca hissediliyor. Gölge Koridorlar, kayiplarin sadece ölümlerle degil, konusulamayanlar, yarim kalan cümleler ve ertelenmis yüzlesmelerle de yasandigini gösteriyor.
Sehir, karakterlerin iç dünyasinin aynasi gibi; dar sokaklar, agir hava, los isiklar ve eski apartmanlar, romanin atmosferini güçlendiriyor. Okur, her bölümde biraz daha derinlesen bir hikâyenin içinde, sessizligin aslinda ne kadar gürültülü olabilecegini fark edecek. Bu roman, sadece bir aile drami degil; ayni zamanda zamanin, hatiralarin ve sehirlerin insanlar üzerindeki etkisine dair güçlü bir edebi taniklik.
Yaklasik 150 sayfa.