Sahtekâr - Binbir Suratli Düzenbaz, bir suç hikâyesi degildir. Daha dogrusu, yalnizca suçu anlatmakla yetinmeyen; suçu mümkün kilan düzeni, sessiz ortakliklari ve göz göre göre büyüyen ikiyüzlülügü masaya yatiran bir yüzlesme anlatisidir. Bu romanda sahtekârlik, tek bir karakterin kisisel ahlaksizligi olarak ele alinmaz. Aksine, toplumun onaylariyla, suskunluklariyla ve çikar iliskileriyle nasil beslenip normallestigi gösterilir.
Okur, bir düzenbazin adim adim nasil olduguna degil; onu mümkün kilan zeminin nasil kurulduguna tanik olur. Hikâye ilerledikçe, "dürüstlük" ve "ahlak" kavramlarinin ne kadar kirilgan oldugu ortaya çikar. Çünkü romandaki karakterler yalnizca kandiranlar ve kandirilanlar degildir. Asil kalabaligi, olup biteni gören ama susmayi tercih edenler olusturur. Sahtekâr, tam da bu sessizlikten güç alir. Onu büyüten sey zekâsi degil; toplumun yüzünü baska yöne çevirmesidir.
Roman, okuru kolay bir konuma yerlestirmez. Ne açik bir düsman sunar ne de net bir kahraman. Karakterler gri alanlarda dolasir. Herkesin hakli gerekçeleri, herkesin sakladigi çeliskileri vardir. Bu yüzden anlati ilerledikçe okur sunu fark eder: Sahtekârlik, çogu zaman tek basina islenen bir suç degil; paylasilan bir rahatliktir. Sahtekâr - Binbir Suratli Düzenbaz, hizla akan bir olay romani degildir.
Bilinçli olarak durur, geri döner, ayni sahneye farkli bir açidan bakar. Çünkü mesele "ne oldu?" sorusu degil; "neden oldu?"dur. Yazar, okuru hüküm vermeye degil, düsünmeye zorlar. Kim suçlu, kim masum sorusunu askida birakir; onun yerine daha rahatsiz edici bir soruyu öne çikarir: "Bu düzenin neresindeyiz?"Kitap boyunca güç, para, sayginlik ve basari kavramlari sorgulanir. Toplumun alkisladigi yüz ile kapali kapilar ardindaki gerçek arasindaki uçurum yavas yavas görünür hâle gelir.
Sahtekâr, her ortamda baska bir yüz takar; ama asil maske, onu izleyenlerin taktigidir. Çünkü çogu zaman insanlar, kandirildiklarini kabul etmektense, kandirilmaya razi olmayi seçer. Bu roman, okuru rahatsiz etmeyi göze alir. Kendisini aklamak isteyenler için yazilmamistir. Ahlaki üstünlük iddiasi tasimaz. Tam tersine, okuru kendi konumunu yeniden düsünmeye davet eder. Güvenin nasil istismar edildigini degil, neden bu kadar kolay teslim edildigini sorgular.
Sahtekâr - Binbir Suratli Düzenbaz, bir itiraf metni degildir; bir teshir metni de degildir. Bu kitap, toplumun kendine bakmak istemedigi aynayi sessizce önüne koyar. Ve o aynaya bakip bakmamak, artik okurun tercihidir. Eger bir romanin size yalnizca bir hikâye anlatmasini degil, kendi payinizi da düsünmeye zorlamasini istiyorsaniz; bu yüzlesme tam da burada baslar.
Sahtekâr - Binbir Suratli Düzenbaz, bir suç hikâyesi degildir. Daha dogrusu, yalnizca suçu anlatmakla yetinmeyen; suçu mümkün kilan düzeni, sessiz ortakliklari ve göz göre göre büyüyen ikiyüzlülügü masaya yatiran bir yüzlesme anlatisidir. Bu romanda sahtekârlik, tek bir karakterin kisisel ahlaksizligi olarak ele alinmaz. Aksine, toplumun onaylariyla, suskunluklariyla ve çikar iliskileriyle nasil beslenip normallestigi gösterilir.
Okur, bir düzenbazin adim adim nasil olduguna degil; onu mümkün kilan zeminin nasil kurulduguna tanik olur. Hikâye ilerledikçe, "dürüstlük" ve "ahlak" kavramlarinin ne kadar kirilgan oldugu ortaya çikar. Çünkü romandaki karakterler yalnizca kandiranlar ve kandirilanlar degildir. Asil kalabaligi, olup biteni gören ama susmayi tercih edenler olusturur. Sahtekâr, tam da bu sessizlikten güç alir. Onu büyüten sey zekâsi degil; toplumun yüzünü baska yöne çevirmesidir.
Roman, okuru kolay bir konuma yerlestirmez. Ne açik bir düsman sunar ne de net bir kahraman. Karakterler gri alanlarda dolasir. Herkesin hakli gerekçeleri, herkesin sakladigi çeliskileri vardir. Bu yüzden anlati ilerledikçe okur sunu fark eder: Sahtekârlik, çogu zaman tek basina islenen bir suç degil; paylasilan bir rahatliktir. Sahtekâr - Binbir Suratli Düzenbaz, hizla akan bir olay romani degildir.
Bilinçli olarak durur, geri döner, ayni sahneye farkli bir açidan bakar. Çünkü mesele "ne oldu?" sorusu degil; "neden oldu?"dur. Yazar, okuru hüküm vermeye degil, düsünmeye zorlar. Kim suçlu, kim masum sorusunu askida birakir; onun yerine daha rahatsiz edici bir soruyu öne çikarir: "Bu düzenin neresindeyiz?"Kitap boyunca güç, para, sayginlik ve basari kavramlari sorgulanir. Toplumun alkisladigi yüz ile kapali kapilar ardindaki gerçek arasindaki uçurum yavas yavas görünür hâle gelir.
Sahtekâr, her ortamda baska bir yüz takar; ama asil maske, onu izleyenlerin taktigidir. Çünkü çogu zaman insanlar, kandirildiklarini kabul etmektense, kandirilmaya razi olmayi seçer. Bu roman, okuru rahatsiz etmeyi göze alir. Kendisini aklamak isteyenler için yazilmamistir. Ahlaki üstünlük iddiasi tasimaz. Tam tersine, okuru kendi konumunu yeniden düsünmeye davet eder. Güvenin nasil istismar edildigini degil, neden bu kadar kolay teslim edildigini sorgular.
Sahtekâr - Binbir Suratli Düzenbaz, bir itiraf metni degildir; bir teshir metni de degildir. Bu kitap, toplumun kendine bakmak istemedigi aynayi sessizce önüne koyar. Ve o aynaya bakip bakmamak, artik okurun tercihidir. Eger bir romanin size yalnizca bir hikâye anlatmasini degil, kendi payinizi da düsünmeye zorlamasini istiyorsaniz; bu yüzlesme tam da burada baslar.