Bir savas sadece cephede yasanmaz... Bazi ayriliklar bir ömür sürer. Yarali Ufuk: Çanakkale'de Mühürlenen Ayrilik, Osmanli Devleti'nin en çalkantili yillarinda geçen; aski, fedakârligi, göçü ve vatan sevgisini ayni kader çizgisinde bulusturan etkileyici bir tarihî romandir.1887 yilinda Payas'in Kozludere köyünde dünyaya gelen Ahmet, Ulasli Türkmen oymagindan genç bir Osmanli subayidir. Harbiye yillarinda Selanik'te tanistigi Hüsne ile filizlenen büyük aski, imparatorlugun pes pese yasadigi savaslarla agir bir sinavdan geçer.
Trablusgarp Savasi'nin ardindan Balkan Savaslari baslar. Ahmet, Kirklareli, Lüleburgaz ve Çatalca cephelerinde vatani için savasirken, Hüsne Selanik'in düsmesiyle ailesiyle birlikte muhacir kafilelerine katilmak zorunda kalir. Iki genç, savasin ve göçün acimasizligi içinde birbirlerinden kopar; ancak kader onlari yillar sonra yeniden ayni gökyüzünün altinda bulusturur. Kurduklari yuva ve dünyaya gelen çocuklari Dede ile Döne, umut dolu yeni bir hayatin baslangici olur.
Fakat bu mutluluk uzun sürmez. Birinci Dünya Savasi'nin baslamasiyla Ahmet, bu kez Çanakkale Cephesi'ne çagrilir. Kanlisirt'in kizil topraginda, Conkbayiri'nin sisli yamaçlarinda ve Anafartalar'in ölüm sessizliginde Ahmet yalnizca düsmanla degil; özlemiyle, korkusuyla ve geride biraktigi ailesine duydugu hasretle de mücadele eder. Siperlerde yazdigi mektuplar, bir askerin kalbini oldugu kadar bir esin ve bir babanin sessiz çigligini da tasir.
Bu roman, yalnizca Ahmet ile Hüsne'nin hikâyesi degildir. Balkanlardan Anadolu'ya uzanan muhacir kafilelerinin, cepheye giden gençlerin, geride bekleyen kadinlarin ve yetim büyüyen çocuklarin ortak hafizasini anlatir. Tarihî olaylardan ilham alinarak kaleme alinan Yarali Ufuk, savasin yalnizca cephede degil, insanin yüreginde de iz biraktigini anlatan unutulmaz bir yolculuktur.Çünkü bazi kahramanlarin mezari yoktur...
Onlarin adi, bir milletin hafizasina kazinmistir.
Bir savas sadece cephede yasanmaz... Bazi ayriliklar bir ömür sürer. Yarali Ufuk: Çanakkale'de Mühürlenen Ayrilik, Osmanli Devleti'nin en çalkantili yillarinda geçen; aski, fedakârligi, göçü ve vatan sevgisini ayni kader çizgisinde bulusturan etkileyici bir tarihî romandir.1887 yilinda Payas'in Kozludere köyünde dünyaya gelen Ahmet, Ulasli Türkmen oymagindan genç bir Osmanli subayidir. Harbiye yillarinda Selanik'te tanistigi Hüsne ile filizlenen büyük aski, imparatorlugun pes pese yasadigi savaslarla agir bir sinavdan geçer.
Trablusgarp Savasi'nin ardindan Balkan Savaslari baslar. Ahmet, Kirklareli, Lüleburgaz ve Çatalca cephelerinde vatani için savasirken, Hüsne Selanik'in düsmesiyle ailesiyle birlikte muhacir kafilelerine katilmak zorunda kalir. Iki genç, savasin ve göçün acimasizligi içinde birbirlerinden kopar; ancak kader onlari yillar sonra yeniden ayni gökyüzünün altinda bulusturur. Kurduklari yuva ve dünyaya gelen çocuklari Dede ile Döne, umut dolu yeni bir hayatin baslangici olur.
Fakat bu mutluluk uzun sürmez. Birinci Dünya Savasi'nin baslamasiyla Ahmet, bu kez Çanakkale Cephesi'ne çagrilir. Kanlisirt'in kizil topraginda, Conkbayiri'nin sisli yamaçlarinda ve Anafartalar'in ölüm sessizliginde Ahmet yalnizca düsmanla degil; özlemiyle, korkusuyla ve geride biraktigi ailesine duydugu hasretle de mücadele eder. Siperlerde yazdigi mektuplar, bir askerin kalbini oldugu kadar bir esin ve bir babanin sessiz çigligini da tasir.
Bu roman, yalnizca Ahmet ile Hüsne'nin hikâyesi degildir. Balkanlardan Anadolu'ya uzanan muhacir kafilelerinin, cepheye giden gençlerin, geride bekleyen kadinlarin ve yetim büyüyen çocuklarin ortak hafizasini anlatir. Tarihî olaylardan ilham alinarak kaleme alinan Yarali Ufuk, savasin yalnizca cephede degil, insanin yüreginde de iz biraktigini anlatan unutulmaz bir yolculuktur.Çünkü bazi kahramanlarin mezari yoktur...
Onlarin adi, bir milletin hafizasina kazinmistir.