- Accueil /
- Mustafa Batı
Mustafa Batı

Dernière sortie
MONTE MUSO
Isiklar söndügünde ve o kibirli deha karanliga teslim oldugunda, geriye ne kalir? Bir avuç civa tozu mu, yoksa hiç çalmayacak bir saatin dilsiz yelkovani mi?"?Istanbul'un yagmurla kararmis kaldirimlarindan, gökyüzüne sigmayan rüyalariyla bir gölge geçti. Zihnindeki muazzam koridorlarda dünyaya biçim vermeye ant içmis bir genç; kadere ve zamana meydan okuyan magrur bir isim: Monte Muso. O, pariltili saraylarin ve mutlak bir güç arzusunun pesindeydi.?Ancak satafatli rüyalarin çagirdigi o uzak topraklarda, Atlas'in ötesinde bir cehennem onu bekliyordu.
Haritalarin kusup disarida biraktigi o vahsi esaret kampinda, nehir yataklarindan süzülen altin degil, bizzat Monte'nin ruhuydu. Zehirli civa buharini soludukça, parmaklarinin arasindan akip giden yalnizca gençligi ve gözlerinin önünde topraga feda ettigi yoldaslari olmadi; her seyden üstün tuttugu, tapindigi berrak akil sagligi da o çamurlu dehlizlerde yavas yavas çürüdü.?Temiz medeniyet havasi fukara cigerlerini sifayla dolduracagina bir alev gibi daglarken, mülteci tulumunun kalbine gizledigi ablasinin o suskun duvar saatiyle, bir akil hastanesi odasinin sessizligine mühürlendi.
Kulaklarinda artik zenginlik fisiltilari degil, karanlik kogusta kendisini ziyarete gelen yabanci gölgelerin çigliklari vardi.?Ekmek kirintisinda huzuru arayacak kadar un ufak ?simdi o kimsesiz yatagin basucundaki pasli komodinde zaman ilerlemiyor. Bu kitap; vaktin durdugu, hirsin küle döndügü o ebedi boslukta, yarim kalmis tüm büyüleyici zihinlerin anisina süzülen edebi bir gözyasidir.
Haritalarin kusup disarida biraktigi o vahsi esaret kampinda, nehir yataklarindan süzülen altin degil, bizzat Monte'nin ruhuydu. Zehirli civa buharini soludukça, parmaklarinin arasindan akip giden yalnizca gençligi ve gözlerinin önünde topraga feda ettigi yoldaslari olmadi; her seyden üstün tuttugu, tapindigi berrak akil sagligi da o çamurlu dehlizlerde yavas yavas çürüdü.?Temiz medeniyet havasi fukara cigerlerini sifayla dolduracagina bir alev gibi daglarken, mülteci tulumunun kalbine gizledigi ablasinin o suskun duvar saatiyle, bir akil hastanesi odasinin sessizligine mühürlendi.
Kulaklarinda artik zenginlik fisiltilari degil, karanlik kogusta kendisini ziyarete gelen yabanci gölgelerin çigliklari vardi.?Ekmek kirintisinda huzuru arayacak kadar un ufak ?simdi o kimsesiz yatagin basucundaki pasli komodinde zaman ilerlemiyor. Bu kitap; vaktin durdugu, hirsin küle döndügü o ebedi boslukta, yarim kalmis tüm büyüleyici zihinlerin anisina süzülen edebi bir gözyasidir.
Isiklar söndügünde ve o kibirli deha karanliga teslim oldugunda, geriye ne kalir? Bir avuç civa tozu mu, yoksa hiç çalmayacak bir saatin dilsiz yelkovani mi?"?Istanbul'un yagmurla kararmis kaldirimlarindan, gökyüzüne sigmayan rüyalariyla bir gölge geçti. Zihnindeki muazzam koridorlarda dünyaya biçim vermeye ant içmis bir genç; kadere ve zamana meydan okuyan magrur bir isim: Monte Muso. O, pariltili saraylarin ve mutlak bir güç arzusunun pesindeydi.?Ancak satafatli rüyalarin çagirdigi o uzak topraklarda, Atlas'in ötesinde bir cehennem onu bekliyordu.
Haritalarin kusup disarida biraktigi o vahsi esaret kampinda, nehir yataklarindan süzülen altin degil, bizzat Monte'nin ruhuydu. Zehirli civa buharini soludukça, parmaklarinin arasindan akip giden yalnizca gençligi ve gözlerinin önünde topraga feda ettigi yoldaslari olmadi; her seyden üstün tuttugu, tapindigi berrak akil sagligi da o çamurlu dehlizlerde yavas yavas çürüdü.?Temiz medeniyet havasi fukara cigerlerini sifayla dolduracagina bir alev gibi daglarken, mülteci tulumunun kalbine gizledigi ablasinin o suskun duvar saatiyle, bir akil hastanesi odasinin sessizligine mühürlendi.
Kulaklarinda artik zenginlik fisiltilari degil, karanlik kogusta kendisini ziyarete gelen yabanci gölgelerin çigliklari vardi.?Ekmek kirintisinda huzuru arayacak kadar un ufak ?simdi o kimsesiz yatagin basucundaki pasli komodinde zaman ilerlemiyor. Bu kitap; vaktin durdugu, hirsin küle döndügü o ebedi boslukta, yarim kalmis tüm büyüleyici zihinlerin anisina süzülen edebi bir gözyasidir.
Haritalarin kusup disarida biraktigi o vahsi esaret kampinda, nehir yataklarindan süzülen altin degil, bizzat Monte'nin ruhuydu. Zehirli civa buharini soludukça, parmaklarinin arasindan akip giden yalnizca gençligi ve gözlerinin önünde topraga feda ettigi yoldaslari olmadi; her seyden üstün tuttugu, tapindigi berrak akil sagligi da o çamurlu dehlizlerde yavas yavas çürüdü.?Temiz medeniyet havasi fukara cigerlerini sifayla dolduracagina bir alev gibi daglarken, mülteci tulumunun kalbine gizledigi ablasinin o suskun duvar saatiyle, bir akil hastanesi odasinin sessizligine mühürlendi.
Kulaklarinda artik zenginlik fisiltilari degil, karanlik kogusta kendisini ziyarete gelen yabanci gölgelerin çigliklari vardi.?Ekmek kirintisinda huzuru arayacak kadar un ufak ?simdi o kimsesiz yatagin basucundaki pasli komodinde zaman ilerlemiyor. Bu kitap; vaktin durdugu, hirsin küle döndügü o ebedi boslukta, yarim kalmis tüm büyüleyici zihinlerin anisina süzülen edebi bir gözyasidir.
